Dakota, Madrid’in sıcak havasında terlemiş vücudunu ortaya koyuyordu. Gözleri kıvrak, nefesi ağır ağır gelirken yerdeki adamın onu nasıl avucuna aldığını biliyordu. O anın tadını çıkarıyordu; yumuşak, ama sert dokunuşların arasında amcığını gıdıklayan o hırçınlık vardı. Adamın eli sıkıydı, hemen orada, amcığının ucunda gezinirken Dakota’nın sesini duyabiliyordun—boğuk, çarpılmış bir inleme yükseliyordu boğazından. O yaramaz diliyle sakso yaptırmak için sabırsızlanırken adam hiç yavaşlamadı, her seferinde daha derin sokuyordu.
Dakota dizlerinin üstünde dururken sırtını hafifçe kamburlaştırdı; amcığı iyice açılıyor, adamın kalını içeri dolup çıktıkça o klitorisinin altındaki ıslaklığı hissediyordu. “Daha sert!” diye homurdandı, sesi cabuktu ve kesikti—içindeki o deli hayvanı serbest bırakmak istiyordu artık. Koca yarak her dalışında onun içine doluyor, amcığının derinliklerini ürpertiyordu. Sesler mekânı dolduruyordu: astarı terleyen deri sürtünmesiyle karışan yüksek nefes alışlar ve kapkara arzu dolu iniltiler.
Adam kimi zaman elini kullanıyor, kimi zaman hızını artırıyor; parmağıyla da amcığını okşayıp aynı anda kalınıyla köklüyordu onu yerinden oynatacak sertlikte. Dakotan’ın sırtına vurduğu tokatlar ve aniden çekip çekiştirdiği saçları o yere göğe sığmaz haz anlarını perçinliyordu. Amcığından gelen ıslaklık adamın eline bulaşıyor, parmaklarının arasından akıyordu. Ve nihayet köklemeler o noktaya varıyordu ki Kansas gibi bir patlama yaşanıyor: yere çarpan bedenler ritmi yakaladı ve Dakota’nın boşalmaya hazır olan bedenini adamda sarsarken güçlü patlamalarla içini doldurdu.
O esnada çıkan bağırtılar havai fişek gibi patlıyor; Dakota kendinden geçerken sırıtıyor ama gözleri kararmaya başlıyordu bile… Yarak oradan çıkıp tekrar giriyor, karnına bastırıyor adam ve ikili yerden kalkmadan birbirlerine sıkıca sarılıp hırçınca bir sonuca ulaşıyorlardı. O gece Madrid’in sokaklarında yankılanacak kadar acayip bir kökleme hikâyesiydi bu; çılgınca, vahşi ve tamamen kontrolsüz…
