Liv, kıvırcık saçları kavuştuğu gecede odanın havasını harladı. Yatak, üzerlerinde çıplak tenlerin sürtüşmesiyle yanıyor; o doğal göğüsleri hafifçe kabarıyor, her nefesi tutkulu bir davet gibi. Yavaşça yere otururken yalancı bir masumiyetle dizlerini açtı; elindeki parmaklar önce amcığını yavaşça yokladı, sonra derinlere doğru girmeye başladı. Liv’in vücudu titriyor, içten içe yanıyor, bu yumruk gibi gelen hazla kendini bıraktı.
Yanında duran adamın dili adeta aç bir kurt gibi amcığına yayıldı, yuvarlak dudakları içine çekip hırçınca emmeye başladı. Liv’in nefesi kesildiği anlarda bile aralıksız inledi; her hareketiyle daha fazlasını istiyordu. Parmaklar hızlandı, yarak deliğini sanki keşfe çıkmışcasına didiklemeye başladı. Canavarca sikmeyi hissettiğinde gözlerini kapadı, bütün bedenini saran zevk dalgasına teslim oldu.
Derken adamın elleri göğüslerine sarıldı; sert tenine bastırıp büyüklüğünü hissettirdi. Liv de onu bırakmadı, elinin altındaki yarak kabarıp sertleşirken dilini çıkarıp ucuyla oynadı hep didikletti. Sonra adam aniden üzerine çıktı; yatağın sertliği ile göğsünün teması birleşince ateş yükseldi. Delice dayama ve kökleme başladı, her seferinde amcığı sıkışıyor, içine giren her hareketiyle daha da derine battığını hissediyordu.
Odayı inleten çığlıklar patlarken Liv saçlarını dağıttı, bedeni bükülüp erotik acıyla doldu taştı. Adam amını canavarca doldurup bırakmadı; her inişi onu delirttiği kadar yaktı da… Sonunda kaskatı hapşıran bir orgazm çöktü üstüne; kasları kasılıp gevşerken yüksek sesle iniltti. Sikiş bitiminde terli bedenleri yapıştı birbirine; Liv’in avuçlarının arasında kalan o sıcaklık ve tatlı yorgunluk… İşte tam o anda gerçek sapıklık başlıyordu.
