Kurea Hasumi o dar arabanın içinde, terden yapışan teni üstünde hafifçe titrerken, gözleri ateş saçıyordu. Camlar buğulanmış, dış dünya silinmişti; tek kalan şey, onun derin nefesleri ve göğsünü hırpalayan o dip dibe yakınlık. Hasumi’nin elinin sertliği yer değiştirdikçe, içindeki fırtına büyüyordu. Yarağını sıktığı eliyle ona daha da yaklaşırken dudakları acımasızca saldırdı amcığının kıvrımlarına; dilini öyle bir soktu ki, folloşun ciğeri yanmaya başladı.
Araba sarsıldıkça sarsıldı, Kurea’nın bedeni titreyen kaslarla dondu. O sıcak nefesler ensesinde geziniyordu; tırnaklar deri altında çizikler bırakacak kadar keskinleşti. Dayama anı geldiğinde artık geri dönüş olmadığını biliyordu. Kafasını geriye atıp yüksek sesle inlerdi folloş; burnundan çıkan hırıltılar amcığındaki yarak darbeleriyle karışıyordu. Kıtapın içinde sıkıştırılmış bedenlerin kıvranışı çevresindekileri bile unutturuyordu.
Amcığını ısırarak sürüklediği yarak o deli dolu ritmi karşılıksız bırakmıyor, hasretle artan hızla ardı ardına bom bom vuruyordu sancılı içine. Kurea’nın parmakları omzuna kazındığında güçle büküldü ve tekrar daha hızlı bastırdı içine doğru. Sanki amını söküp alacakmışçasına kıskaç gibi sardı hayvanice ve yok denecek kadar ince kalan tenine kökleyişini koydu. Oynaşı hem acı hem zevk içinde dönerken yutkunmaları yükseldi, gürültülü nefes alış verişlerle yüzü kıpkırmızıydı.
Son hamlede bütün benliğini ortaya koydu Kurea; yarak amcığını götürüp yavaşça yerine bırakırken içinden bir volkan patladı, gözleri kapandı ve karnına yayılan o yoğun boşalmayla sustu. Arabada yankılanan son iniltiler hiç eksilmedi ama sonunda her şeyi bitirmişti: sertliğin kanıtıyla dolup taşan araba alev almıştı bu fahişenin eteğinde…
