Üstüne yapışan dar pijamanın içinde, iri göğüsleri kabarırken o kara sürüngen onun amcığını celbediyordu. Ev kadını, yılların getirdiği o pişkinlik ve fahiş bir açlıkla karşında duruyordu; yüzünde utanç yoktu, tam tersine içine çektiği her nefeste daha da azgınlaşıyordu. Siyah deri gibi parlayan o kalın yarak, çıplak teninden kayıp amına girdiğinde kadının sesi yükseldi; boğuk inlemeleri oda boyunca yankılandı, sanki bütün ev bu yasak oyuna şahit oluyordu. Ellerini saçlarına geçirmiş, kafasını geriye atıyor, her sikişte bedenini daha da teslim ediyordu.
O kara yılan, amcığın derinliklerine indikçe kadın sanki yanıyordu; acı mı haz mı ayıramadığı bir damar kıvılcımlarıyla titriyor, yumuşacık olan orayı kaba kuvvetle doldurmanın hazzını yaşıyordu. Kalının kalınıydı bu damn yarak; sokuldukça daha fazla yer istiyor, o esnek canavar gibi amcığı tırmalıyor, ısırıyor, çiğniyordu. Kadın sesini kesmemişti; neredeyse haykırıyordu sinirli ve deli dolu bir şekilde. Yaramaz folloş misali avuç içlerine sarılmıştı yarak siyaha doymak bilmeyen açlığıyla.
O an geldiğinde herkes sessiz kaldı ama o kadın hala kopuyordu. Yoğun kökleme her hücresinde patlamalar yaratıyor, bedeninin en gizli köşelerinde bile dalga dalga yayılan titreşimlerle kendini kaybettiriyordu. Ağzından çıkan vahşi küfürler ve inlemeler ona hasret kalan kara yılanın her hamlesinde daha da büyüyordu. Sonunda doruğa ulaştılar; kadının bacakları birbirine kenetlendiği sırada ağır nefesler ve arsız çığlıklar eşliğinde boşaldılar. O an amcığı paramparça eden sert kökleme hiç bitmesin istedi kadın ama dünya dönmeye devam ediyordu işte… Karanlığın içinde bilinmez bir istekle yanıp tutuşuyorlardı hâlâ…
