Önce Freya’nın gözlerindeki o ateşi fark ettin; vücudu bir kıvılcım gibi titriyordu, içindeki buharlı tutkuyu saklamak imkânsızdı. Odaya yayılan o ağır ter kokusu, köklenecek yer arayan bir merdaneyle birleşiyordu. Yumuşak yatağın üzerinde çıplak tenleri birbirine değdiği an, amcığını dilim dilim yalamaya başladı. Dudakları keskin ve acımasızca oradan oraya kayarken, saksoyu hırpalıyordu, yalayışları yavaş ama sertti. Freya’nın boğazından gelen kısık inlemelerle birlikte folloşun içinde iyice ısındı bu oyun.
Yarağını dişlerinin arasına taktı, hafifçe ısırıp bırakıyordu, amcık dudakları arasında kaydırdı onu adeta esir aldı. Sonra Freya’nın kendisinden habersiz içine çektiği nefeslerle beraber dayama hızlandı. Sanki geceyi delip geçecekmiş gibi sert ve kinayeliydi hareketleri. Göğsüne bastırdığı elleriyle omuzlarını tuttu, itekledi ama geri de çekilmedi azıcık olsun. Kukusuna dolan sıcak eliyle amcığına öylesine vahşi dokunuyordu ki, ayakta durmakta zorlanıyordun.
Sonra yere yatırdı onu; sırt üstü açtı bacaklarını ve yarağını kızgın amcığının içine sapladı aniden. İçeriye gömülen her santimlik harekette ikinci bir isyan kopuyordu bedeninde; içerideki ateşle dışarıdaki inlemeler birleşip büyük bir fırtınaya dönüştü. Köklerken çıkardığı çığlıklar arasında ruhunun en karanlık köşeleri ortaya dökülüyordu sanki. Keskin tırnaklarının teninde dolaştığı o anda kendi zevkine teslim olmuştu Freya.
Göğsünde koşuşturan ter damlaları yolunu buldu, gözlerini kapadı ve her sikik vuruşunda biraz daha kayboldu kendinde. Sonunda dayanamadı; derin bir iniltiyle boşaldı içini amcığının dibine kadar. O da peşi sıra büzülmelerle bodoslama indi orgazmın dipsiz kuyusuna; tavana çarpan nefesi bile heyecanını gizleyemiyordu artık. Her şey bitmişti ama odanın daracık havasında hala yankılanan o vahşi heyecan kalmıştı geriye…
