Jan B, sıcak Jamaika güneşi altında çıplak tenini parıldatırken, yabancı adamın kara tenli yumruğu onun amcığına doğru yaklaştı. Kumların üzerinde yalpalayan bedenler birbiriyle buluştu; adam sertçe dayadı, Jan’ın ıslak sarkık amcığını avuçladı, her hareketinde derin bir inilti koptu. Dışarıda, uçsuz bucaksız beyaz kumların ortasında, bu yasak birliktelik yavaş yavaş alevlendi; adamın kara yarak ucundan damlayan sıvılar Jan’ın içinde ateş yakmaya başladı.
Yarak o kadar kalındı ki, Jan’ın amcığı ilk girdiğinde sanki patlayacakmış gibi gerildi. Adam hiç acımadı, domine edici bir güçle kökledi onu arka planda kuşatan deniz kokusuyla beraber. Her dalga sesi arasında Jan’ın yüksek sesli iniltisi yankılandı; adamın kaba elleri belinde sıkıca kenetlendi ve her dayamada bedenleri daha da birbirine karıştı. O anlarda zaman durdu; sadece acının ve zevkin kirli dansı vardı. Adam azgınca ilerledikçe Jan daha çok teslim oldu, amcığını açıp genişletti bu zenci mahvolmuş yarak için.
Önce yumuşak dokunuşlar yerini vahşi itişlere bıraktı; deniz rüzgarında savrulan saçlar arasında sert kaşlar çatılıp efendi eski tavırlar gün yüzüne çıktı. Kökün dibine kadar sokulmasıyla birlikte Jan kendini kaybetti, amcığından çıkıp tekrar giren o kalın deliğe karşı koyamadı. Aralarında yükselen gürültü sadece bedenlerin değil ruhun da patlamasına sebep oldu; “Daha sert!”, “İnlettir beni!” diye bağırırken adam onu kıçından çekerken yağız yarak hızını kesmedi.
Sonunda zirveye ulaşıldığında, adam belinden sımsıkı tuttuğu Jan’a son bir güçlü dayama daha yapıp gövdesinden karamela renginde sıcak bir sıvıyı boşalttı. Yumuşak kumların üstünde serilmiş bedenler nefes nefese kalmıştı ama haz hala vücuttan akıyordu. Bu yasadışı dış mekan sikinti, hem doğanın hem de sapkın arzuların tam ortasında deli gibi devam etti; kimse engel olamazdı bu coşkuya, bu istekten doğan vahşete…
